18. İstanbul Bienali
Üç Ayaklı Kedi
20 Eylül – 23 Kasım 2025
3. Kat / 2. Kat / 1. Kat / Büyük Salon
Açılış: 20 Eylül

Üç Ayaklı Kedi’nin izini süren bienal
18. İstanbul Bienali, bu yıl alışılmış bienal formatlarının ötesine geçerek, üç yıla yayılan özgün yapısıyla sanatseverlerle buluşuyor. Küratör Christine Tohmé tarafından Üç Ayaklı Kedi başlığıyla kurgulanan bienalin ilk ayağı, 20 Eylül – 23 Kasım 2025 tarihleri arasında, İstanbul’un Beyoğlu Karaköy hattında yer alan sekiz farklı mekânda bienal sponsoru Koç Holding’in katkılarıyla ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.
Bienalin ilk ayağına davet edilen 47 sanatçı; atölye ziyaretleri ile sanatçı buluşmalarının yapıldığı ve 31 Ekim–15 Aralık 2024 tarihleri arasındaki açık çağrıya gelen dosyaların değerlendirildiği kapsamlı bir araştırma sürecinin sonucunda belirlendi.
Açık çağrı süreci, 18. İstanbul Bienali’nin küratoryal araştırma sürecinin en önemli adımlarından biri oldu. Küratör Christine Tohmé üç ay boyunca 105 ülkeden yaklaşık 1.500 sanatçının başvurusunu inceledi ve ardından serginin kavramsal çerçevesiyle örtüştüğünü düşündüğü isimlerle görüşmeler yaptı.
Bienalin ikinci ayağı 2026 yılında İstanbul Bienali Akademisi’nin kurulması ve sanat inisiyatiflerinin katılımıyla düzenlenecek kamusal programlarla devam edecek. Bienal 2027’deki üçüncü ve son ayağı kapsamında gerçekleştirilecek atölyeler, performanslar ve nihai bir sergiyle tamamlanacak.
Galata Rum Okulu olarak, 18. İstanbul Bienali’ne ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.
Bienal küratörü Christine Tohmé, bienal için kaleme aldığı kavramsal çerçeve yazısında üç ayakta tamamlanacak bu bienali bir kediye benzettiğini belirtiyor ve şöyle ekliyordu: “Giderek hızlanan yıkım, zorunlu göçler ve önü alınamayan krizler tüm ufukları ve gelecek olasılıklarını paramparça ediyor. Sürekli daralan bir şimdiyle karşı karşıya kalan bedenlerimiz, pek çok saate ayak uydurmaya zorlanıyor: kimisi hızlı kimisi yavaş kimisi bozuk. Bir sendeleyip bir ileri atıldığımız ikili bir devinim içine hapsolmuş, dengede durabileceğimiz adımı atmaya çabalıyoruz. Tıpkı kedi gibi biz de kendi etrafımızda dönüyor, kıvrılıyor, kaybolup yeniden ortaya çıkıyoruz. Yönümüzü bulmaya çalışırken, dinlenmeyi öğreniyor, bir yandan da korunmaya ve onarılmaya muhtaç parçalarımıza sahip çıkıyoruz.”
Tohmé, sanatçılara yaptığı açık çağrıda da bienalin odaklanacağı temaların çerçevesini aşağıdaki sorularla çizmişti:
Kırılganlık ve tekrar eden krizlerle karşı karşıya kaldığımızda, maddi koşullar ve güvensizlik hissi günlük hayatımızı nasıl etkiliyor? Kendimizle, bedenlerimizle ve toplumla olan ilişkimiz nasıl şekilleniyor? Soluklanabileceğimiz alanları nasıl yaratıyoruz? Alışılmadık dayanışma biçimlerini ve direniş için karşı-stratejileri nasıl keşfediyoruz? Onarmanın ve ileriye yönelik hayal kurmanın kol kola ilerlediği bir hareket, nasıl gelecekler tasavvur etmemize olanak tanıyor? Dünyalarımız aynı anda hem kâbuslara hem düşlere; hem geçiciliğe hem dayanıklılığa yer açacak şekilde çözülürken, bu dünyalarda yaşamaya nasıl devam edebiliriz?

Ayman Zedani, Çöl Denizleri Arasında (2021)

Naomi Ricon-Gallardo, Bir Mağara Üçlemesi serisine ait Opossumun Direnci (2019)

İpek Duben, Cenettin Çocukları II, III, IV (2000-2005)